Bloglar

URUC BAHSİ

Uruc, Allah'ın ipine veya doğrudan Allah'a sarılmakla olur. Allah'ın ipi, elçisinin sünnetidir (davranışları, sözleri ve halleri). Ne zaman kalpte Allah'dan başkası bulunmaz, ancak o zaman ipe ihtiyaç kalmaz. Çünkü bundan sonra "Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü oradadır."(2:115) ayeti yaşandığından, kişi artık Allah'a tutunmak için bir vasıtaya muhtaç değildir. Belki artık o ipin kendisi olmuştur: "De ki: Ben ve bana uyanlar basiretle (görüp bilerek) Allah'a davet ederler."(12:108).

Yani, onların Allah'ın elçisiyle olan temasları dışarıda, parçalı olarak, bir şeyler üzerinden değil; içeride, sürekli ve doğrudandır. Kalpte Allah'dan başkasının kalmadığının kanıtı imanın kemale ermesidir (olgunluğa/yetkinliğe ulaşması).

İmanın kemale erdiğinin kanıtı da hadiste belirtildiği gibidir: "Verdiğini Allah için veren, vermediğini Allah için vermeyen; sevdiğini Allah için seven, sevmediğini de Allah için sevmeyen kimse, imanını kemale erdirmiş olur."

Bu aşama urucun sonu olmamakla beraber, yolculuk içinde oldukça önemli bir noktadır. Allah'ın elçisinin ahlakı Kuran olduğuna göre, Allah'ın ipine sarılmak temel olarak Kuran'ı rehber edinmek anlamına gelmektedir. Sadece Kuran tilavetiyle (seslendirmek) de Kuran rehber edinilmiş olmaz. Onu rehber edinmek, Mushaf'ı (Kuran metni) a) okumak, b) anlamak ve c) günlük hayatın içine yerleştirmekle olur. Okumak için, okuduğunu anlamak şart değildir. Çünkü bu durumda amaçlanan okunanın okuyan üzerindeki etkisidir.

Dolayısıyla bu aşamada önemli olan okunana kendini vermek; ona karşı tepkisiz kalmamaktır.

Okunan, insanın içine ne kadar işlerse, faydası da o kadar büyük olur. Konu anlama olduğunda ise Mushaf'ın nasıl ve ne derinlikte okunduğu önem kazanır. Sadece kelimeleri telaffuz etmekle anlamanın gerçekleşmeyeceği açıktır. Anlamak için dikkatlice okunsa dahi, sadece Mushaf'ı okumakla da Kuran'ın anlaşılması mümkün değildir. Çünkü bazı ayetlerin açıklığa kavuşması için ayetin ne durumda, ne üzerine indiği bilinmeli iken, diğer bir kısmının anlaşılması için malumat (kuru haber) değil, ilim (yapılandırılmış bilgi) sahibi olmak gerekmektedir.

Kuran'ın anlaşılması konusunda en önemli rehber, Allah'ın elçisinden nakledilen sözler veya davranışlar, yani hadislerdir. İlim sahibi olmak ise Allah'ın ipine sarılmak ve Allah ehlinin yolunu izlemekle olur. Onlar 'Allah' demiş ve diğer her şeyi bir kenara bırakmış kimselerdir. Her anlayış sahibinin Allah'ın ipine tutunabilmesi için onu genişletirler.

Mushaf'a uygun yaşamak, Kuran okunduğu ve anlaşıldığı ölçüde gerçekleşir. Kuran'a yabancı olanlar, emirlerin ne üzere geldiğini bilmedikleri için Mushaf'dan cımbızla çekilmiş ayetlere göre hareket ederler. Halbuki Mushaf farklı bölümlerinde iki zıt hükmü barındırır. Bu çelişki değil, ayrıntılandırmadır. İnce elek ve şaşmaz terazidir.

Dolayısıyla Allah'ın ipine sarılmanın en hassas tarafı Kuran'ın yaşanması konusudur. Kuran'ın yaşanılabilmesi için önce içinde bulunulan çevrenin düzenlenmesi gerekir. Çünkü yolun başında inanç zayıf olduğundan, kişi her türlü çabasına ve iyi niyetine rağmen dış etkenlere bağlı olarak Allah'ı kolayca unutur.

Böylece delik torba misali kazandıklarını sürekli kaybeder. Öyleyse, insanı Allah'dan alıkoyan her şey bir düşman olarak algılanmalıdır -ki bir fayda elde edilsin. Düşmanların en büyüğü de kişinin kendi nefsidir.

 

 

Kaynak: İbni Arabi ks. Risaleler Uruc bahsi

Tags:

Diğer Bloglar

Yorumlar (0)

Yorum Yazın

Yorumlarınız sistem onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.